Hukuk, her şeyden önce bir düzen demektir. Fakat hukukun öngördüğü düzen, fiilen gerçekleşen bir düzen değildir. Hukuk, toplum içinde insanların gerçekten nasıl davrandıklarını değil, nasıl davranmaları gerektiğini gösterir. Hukuk, kendisine uyulmak ve uygulanmak için vardır. Adalet değeri dolayısıyla, insanlar arası ilişkileri bir düzene koymak, toplumsal yaşamın gerçekleşmesini sağlamak ister. İnsanlara, “Bana uy; Beni gerçekleştir” buyruğu ile seslenir. Hukuk düzeni, doğduğu andan itibaren bireyin karşısına kabul edilmesi ve uyulması gereken, kesinlikle doğru kurallar olarak çıkar. İnsan, özgür bir varlıktır ve iradesini hukukun buyrukları doğrultusunda kullanabileceği gibi, onlara aykırı bir yönde de kullanabilir. Bu nedenle toplum içinde insanların tutum ve davranışlarının hukuk kurallarına uymaması, her zaman mümkündür.
“İşte hukuk, insan davranışlarını değerlendiren, çıkar çatışmalarına çözüm getiren kurallardan, normlardan meydana gelen bir sistem, bir bütündür.”
İdesi ve ideali adalet olan hukuk, genel olarak şu şekilde tanımlanabilir: "Hukuk, adalete yönelmiş toplumsal bir yaşama düzenidir." Bu tanımdan, hukukun üç ayrı fonksiyonu yerine getirdiğini görmekteyiz. Bu fonksiyonlar düzen, pratik yarar ve adalettir.
HUKUKUN TOPLUMDAKİ FONKSİYONLARI
1. Düzen fonksiyonu
Hukukun bu fonksiyonu ile anlatılmak istenen, hukukun toplumsal yaşamı düzenleyip insanların barış ve güvenlik içinde bir arada yaşamalarını sağlamaktır.
2. Pratik yarar (Sosyal İhtiyaçların Karşılanması) Hukukun pratik amacını, toplumsal gerçeklik belirler. Hukuk bu fonksiyonu ile toplum içinde yaşayan insanların, birbirleri ile kurmak zorunda oldukları ilişkilerini ve biyolojik, psikolojik bir varlık olarak insanın yapısından kaynaklanan ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Hukuk bu fonksiyonu ile doğum, evlenme, ölüm vb. önemli biyolojik olayları da çeşitli hükümlerle düzenler. Hiçbir hukuk düzeni...
Popüler kültür araştırmaları konusundaki konuşmama önce kültür tanımlarıyla başlamak istiyorum. Sonra popüler kültür tanımları ve popüler kültürün işleviyle devam edeceğim. Sonra bir ikili yapmaya çalışacağım. Burada popüler kültürü eleştirenlerin duruşuyla, popüler kültür incelemelerinden yana olanların duruşunu kısaca özetleyeceğim. Sonra Türkiye’deki popüler kültür incelemelerindeki sorunlara, dilim döndüğünce, aklım erdiğince, biraz değineceğim ve umarım, bunların hepsinden, kendi duruşum da ortaya çıkacak.
Kültürün birbiriyle gelişen, çelişen iki ana tanımından yola çıkan ve birbirine taban tabana zıt iki tavır gösteren eğilimden söz etmek olası. Bunlardan bir tanesi kültür öğelerinin bazıları iyi, bazıları kötü; bazıları değerli, bazıları değersiz; bazıları kaliteli, bazıları kalitesizdir diyen “seçkinci” tavır. Bu tavır değerlendirme yapma, hüküm verme, eleştirme ve kitleler adına karar verip görüş bildirme eğiliminde olan tavır. İşte bildiğiniz gibi, Matthew Arnold’dan beri süregelen, kurumsallaşmış tavır. Bunlara Fildişi Kuleciler de diyebiliriz çünkü kültür öğelerinin yükseltici, derin ve saygıdeğer olması gerektiğini savunmaktalar.
İkinci tavır da kültüre çok daha geniş bir tanım getirme yanlısı olan, kültür öğelerini tarif ve tasvir eden, çözümleyen, listeleyen, kaydeden, inceleyen ve kültür-toplum bağlantısını “niçin?” sorusu sorarak irdeleyen tavır. Bu gruptakilere de Geniş Açılı Kamera Kullananlar diyebiliriz. Çünkü yargılama değil kaydetme ve anlamlandırma yanlısıdırlar. Ray Browne’ ın deyişiyle kültürü dinamik, değişken, yansıtıcı, geniş ve kitlelere mal olmuş olarak tanımlamak isterler.
Fildişi Kulecilerin yüksek kültür diye tanımladığı kültür ürünlerinin tadına varabilmek için, özel eğitim ve eskilerin talim terbiye dedikleri bir süreç gereklidir. Ayrıca, sanatçının hangi estetik ortamdan beslendiğini bilmek, nasıl bir kimliğe bürün...