Translate

Fashion etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fashion etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Balkonu bahçeye çeviren çiçekler

Bahçeli evlerin hayalini bile kuramadığımız şehirlerde nefes alabildiğimiz tek alan olan balkonları bahçeye çevirelim...Balkonu bahçeye çeviren çiçekler

Birleşmiş Milletler’in verilerine göre, dünya nüfusunun yüzde 54’ü şehirde yaşıyor. 2050 yılında bu rakamın yüzde 66’ya ulaşacağı öngörülüyor. Şehirlerde yaşanan evlerin metrekaresi ise yoksullukla orantılı. Bahçeli evlerin hayalinin bile kurulamadığı şehirlerdeki evlerde nefes alınabilecek tek alan tabii varsa balkonlar. Haydi balkonları bahçeye çevirelim...
Balkonunuzda oluşturacağınız bahçe için en iyi çiçek dekorasyonu, kolay yetişen, her havaya uyum sağlayan ve güzel görünenler olmalı. Bu çiçekler kutularda, asma saksılarda ve uzun saksılarla kolaylıkla yetiştirilebilir.
İşte o balkon çiçekleri... 
HERCAİ MENEKŞE
Güzel bir koku, kendine özgü bir görünüş, zengin renkler ve kadifemsi
yapraklar ile balkonların olmazsa olmazı. Hercai menekşeler humuslu,
doğal ya da hafif asitli toprağı severler.

SARDUNYA

Balkonda yetiştirmek için ilk tercih olabilecek bir çiçek. Hem yetiştirmesi
çok kolay, hem de kokusu zihin açıcı. Sardunyalar çok fazla güneşe
ihtiyaç duyar. Ayrıca sulamak da canlı renkli sardunyalar elde etmenizi
sağlayacaktır. 

BEGONYA

Gölge balkonlar için ideal olan begonyalar kırmızı, pembe, turuncu, beyaz
hatta altın renginde güzel çiçeklerinin yanı sıra, çiçek açmadığında da
harika görünen kalın kalp şeklinde yeşil yapraklara sahiptir. 

KARANFİL

Karanfil pembe, somon rengi, kırmızı ve beyaz tonlarda olan bir çiçektir.
Baharatlı bir kokusu vardır. Karanfil yavaş büyüyen bir çiçektir, ancak
mevsiminde bir renk cümbüşü yaratır. Derin saksılarda yetiştirmek için
ideal bir çiçektir. Karanfili diğer çiçeklerle karıştırabilirsiniz.

LOBELYA

Güneşi çok seven lobelya kolay bakımı ile çiçekler arasında öne çıkıyor.
Lobelya çiçek açtıktan sonra, daha fazla çiçek açması için 6-8 santimetreye
kadar budanmalıdır.

PETUNYA

Çok hızlı büyüyen Petunya, gece boyunca yumuşak bir koku salan
renkli çiçeklerden oluşur. Mor, pembe, eflatun, kırmızı ve beyaz renkler
çiçekleri olan petunya aşırı sulamaktan kaçının.

FUŞYA

Fuşyanın çeşitliliği harikadır. Yüzlerce farklı şekli ve boyutu vardır.
Çiçekleri pembenin, morun, beyazın, turuncunun ve kırmızının çeşitli
tonlarından oluşur. Fuşyaların sarkan kökleri rüzgarda sallanarak
güzel bir görüntü oluşturur. Fuşya nemli toprağa ihtiyaç duyar.

KRİZANTEM

Krizantem, gülden sonra en fazla popüler olan çiçek olarak bilinir.
Mevsimler ve aylar değişmekle birlikte krizantem dünyanın her yerinde
yetiştirilebilir. Uzun ve derin saksılarda rahatlıkla yetişir. Tek ihtiyacı
olan güneş ve bol sudur.

ZİNNİA (KİRLİ HANIM ÇİÇEĞİ)

Kirli hanım çiçeği de balkonda kolay yetişen bitkilerden. Özellikle canlı
renkteki çiçekleri kelebekleri mekana çeker. Ayrıca bol bol çiçek açar.
Tek ya da çift taç yapraklı türleri vardır.

Cam güzeli 














Gölge bir balkonunuz ya da terasınız varsa mutlaka cam güzelini tercih
edin. Erken öğlen güneşi, cam güzelinin çiçek açması için yeterlidir.
Cam güzeli nemi ve geçirgen toprağı sever. Gölge ve gübre de gerekir.


  • balkonu-bahceye-ceviren-cicekler



  • Personadan Kahraman Olur mu?

    Aksu Bora/26 Nisan 2019

    Michelle Phan, çevrimdışına çıkışını “neden terk ettim” diye bir videoda anlatmış; bir tür kahramanın yolculuğu hikâyesi. Kendisi de bunun farkında, diyor ki “Arslan Kral’daki Simba gibi”. Sonra ekliyor ama: “ben kahraman değilim, sadece bir kızım.”

    Phan, bir “youtube ünlüsü”. Güzellik topluluğunun annesi olarak da nitelendiriliyor - ki o güzellik topluluğu dedikleri öyle böyle bir şey değil (şu video, merak edenler için iyi bir kaynak olabilir: https://youtu.be/dWLb_5AU-II)

    Youtube, hikâyeler anlatmak için harika bir mecra. Yayıneviyle, editörle, yazı işleri müdürüyle, yapımcıyla falan uğraşmak gerekmiyor, basit bir kamera, bilgisayar ve internet bağlantısı yetiyor. Gençlerin, kadınların, transların… bu mecrayı bu kadar sevmelerinin bir sebebi olmalı. Kendi hikâyelerini anlatabildikleri, anlatırken kurabildikleri bir yer. Kendilerini yalnız hissetmeyecekleri. İlle de ünlü olmak gerekmez, muhakkak size kulak verecek birilerini buluyorsunuz orada, sadece kulak vermiyorlar, videonun altına yazıyorlar da.

    Hikâyeler öyle şeylerdir bilirsiniz, anlatırken kurulurlar, dinlenirken yeniden kurulurlar, değişirler, yayılırlar. İçinde yaşadığınız kocaman hikâyelerin içinde, kendi küçük hikâyenizi anlatarak onlarla ilişkilenirsiniz. O büyük hikâyelerin kahramanları hep başkalarıdır zaten, siz değil.

    İlk gençliğimde, hikâyelerden değil de ideolojiden söz edilirdi daha fazla - şimdi pek edilmiyor. Gerçekliğin onu biçimlendirme gücü olanlar tarafından anlatıldığına işaret eden “yanlış bilinç” lafıyla birlikte. Muktedirlerin hikâyesine inanmak işte, Ulus Baker’in veciz ifadesiyle, “insan kulübede başka, sarayda başka düşünür. Kulübedeyken sarayda gibi düşünüyorsa, işte o ideolojidir.”

    Michelle’in kurduğu güzellik topluluğunu böyle bir “ideolojik”liğin şahikası olarak görmek pekâlâ mümkün. Değil mi ki makyaj, kozmetik endüstrisi, bedenlerin biçimlendirilmesi, güzellik… Tabii ki. “Neoliberal beden politikaları…” Kazandığı üç kuruşu aydınlatıcıya veren tezgahtâr kız işte, “kendini sarayda sanıyor”dur - hatta belki sanal alemin sanal olması, bu sanmaya işaret ediyordur! İnsanları ideolojilerin kurbanları olarak düşünmekteki kibir!

    Bana her zaman daha ilginç gelen şey, insanların kendilerine verilen o büyük hikâyelerle ne yaptıklarıdır. Mesela kadınların güzellik ideolojisiyle ne yaptıkları, gençlerin “kendine yatırım yapma” ideolojisiyle ne yaptıkları… Michelle, henüz yirmilerinin başındayken, makyajı güzellikten çok bir yaratıcılık meselesi olarak düşünmüş, yüzünü bir tuval olarak. Demiş ki, makyaj, kendini ifade etmenin bir yoludur. Bazen de eğlenmenin, iletişim kurmanın, başka birisi olmanın…

    Güzellik ideolojisiyle Amerikan rüyasının kesiştiği yerden bir persona yaratmış. Etkili bir persona. Milyonlarca takipçi, yüzlerce taklitçi, yüz milyonlarca dolar değerinde bir marka.

    Sonra, 2015’te, bu personayla kendi “gerçek”liğinin birbirine karıştığını, kendini kaybettiğini hissetmiş ve çevrimdışına çıkmış. Video yayınlamayı bırakmış, sosyal medya hesaplarını kapatmış, markasını çalışanlara emanet etmiş, gitmiş. “Kendimin bir ürün haline geldiğini hissettim” diyor, “parayla kendime zaman satın aldım, gerçek kendimi bulmak için.”

    Anlatılarak kurulan hikâyenin de sınırları varmış demek.

    Kahramanla personanın yolu ayrılabiliyormuş.

    Bitmez tükenmez taşınmalarla okulda hep “yeni kız” olmanın, Asyalı olmanın, yoksul olmanın üstesinden gelmek için hep başkalarına benzemeye çalıştığını, onlar gibi olursa kendisini seveceklerini düşündüğünü anlatıyor. Son sınıfta artık yılıp vazgeçtiğinde ancak arkadaş edinebilmeye başlamış - bu hikâyeyi “gerçek ben” başlığı altında anlatıyor kitabında. Yarattığı personanın temelinde de bu var: “gerçek ben”. Muhtemelen başarısının temelinde de.

    Şimdi, yeniden “gerçek ben”in peşine düşme hikâyesini, “benim için hiçbir şey öğretmekten, öğrenmekten ve iletişimden önemli değil. Söylemeyi sevdiğim biçimiyle, Yaşıyorum, Seviyorum, Öğretiyorum, ama en önemlisi, Öğreniyorum” diye anlatıyor. Bakalım kahramanımız bu Ye, Dua et, Sev hikâyesi içinden sağ çıkabilecek mi.

    Michelle Phan’ın hikâyesi kahramanlıkla persona arasındaki fark üzerine düşünmek için bulunmaz bir örnek. İnsanın kendisiyle ve başkalarıyla ilişkisi arasındaki farkı. İdeolojilerle anlatılar arasındaki. İktidarın “gerçeklik” ve “hikâye” tezahürleri arasındaki farkı.

    BİRİKİM