Translate

Basın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Personadan Kahraman Olur mu?

Aksu Bora/26 Nisan 2019

Michelle Phan, çevrimdışına çıkışını “neden terk ettim” diye bir videoda anlatmış; bir tür kahramanın yolculuğu hikâyesi. Kendisi de bunun farkında, diyor ki “Arslan Kral’daki Simba gibi”. Sonra ekliyor ama: “ben kahraman değilim, sadece bir kızım.”

Phan, bir “youtube ünlüsü”. Güzellik topluluğunun annesi olarak da nitelendiriliyor - ki o güzellik topluluğu dedikleri öyle böyle bir şey değil (şu video, merak edenler için iyi bir kaynak olabilir: https://youtu.be/dWLb_5AU-II)

Youtube, hikâyeler anlatmak için harika bir mecra. Yayıneviyle, editörle, yazı işleri müdürüyle, yapımcıyla falan uğraşmak gerekmiyor, basit bir kamera, bilgisayar ve internet bağlantısı yetiyor. Gençlerin, kadınların, transların… bu mecrayı bu kadar sevmelerinin bir sebebi olmalı. Kendi hikâyelerini anlatabildikleri, anlatırken kurabildikleri bir yer. Kendilerini yalnız hissetmeyecekleri. İlle de ünlü olmak gerekmez, muhakkak size kulak verecek birilerini buluyorsunuz orada, sadece kulak vermiyorlar, videonun altına yazıyorlar da.

Hikâyeler öyle şeylerdir bilirsiniz, anlatırken kurulurlar, dinlenirken yeniden kurulurlar, değişirler, yayılırlar. İçinde yaşadığınız kocaman hikâyelerin içinde, kendi küçük hikâyenizi anlatarak onlarla ilişkilenirsiniz. O büyük hikâyelerin kahramanları hep başkalarıdır zaten, siz değil.

İlk gençliğimde, hikâyelerden değil de ideolojiden söz edilirdi daha fazla - şimdi pek edilmiyor. Gerçekliğin onu biçimlendirme gücü olanlar tarafından anlatıldığına işaret eden “yanlış bilinç” lafıyla birlikte. Muktedirlerin hikâyesine inanmak işte, Ulus Baker’in veciz ifadesiyle, “insan kulübede başka, sarayda başka düşünür. Kulübedeyken sarayda gibi düşünüyorsa, işte o ideolojidir.”

Michelle’in kurduğu güzellik topluluğunu böyle bir “ideolojik”liğin şahikası olarak görmek pekâlâ mümkün. Değil mi ki makyaj, kozmetik endüstrisi, bedenlerin biçimlendirilmesi, güzellik… Tabii ki. “Neoliberal beden politikaları…” Kazandığı üç kuruşu aydınlatıcıya veren tezgahtâr kız işte, “kendini sarayda sanıyor”dur - hatta belki sanal alemin sanal olması, bu sanmaya işaret ediyordur! İnsanları ideolojilerin kurbanları olarak düşünmekteki kibir!

Bana her zaman daha ilginç gelen şey, insanların kendilerine verilen o büyük hikâyelerle ne yaptıklarıdır. Mesela kadınların güzellik ideolojisiyle ne yaptıkları, gençlerin “kendine yatırım yapma” ideolojisiyle ne yaptıkları… Michelle, henüz yirmilerinin başındayken, makyajı güzellikten çok bir yaratıcılık meselesi olarak düşünmüş, yüzünü bir tuval olarak. Demiş ki, makyaj, kendini ifade etmenin bir yoludur. Bazen de eğlenmenin, iletişim kurmanın, başka birisi olmanın…

Güzellik ideolojisiyle Amerikan rüyasının kesiştiği yerden bir persona yaratmış. Etkili bir persona. Milyonlarca takipçi, yüzlerce taklitçi, yüz milyonlarca dolar değerinde bir marka.

Sonra, 2015’te, bu personayla kendi “gerçek”liğinin birbirine karıştığını, kendini kaybettiğini hissetmiş ve çevrimdışına çıkmış. Video yayınlamayı bırakmış, sosyal medya hesaplarını kapatmış, markasını çalışanlara emanet etmiş, gitmiş. “Kendimin bir ürün haline geldiğini hissettim” diyor, “parayla kendime zaman satın aldım, gerçek kendimi bulmak için.”

Anlatılarak kurulan hikâyenin de sınırları varmış demek.

Kahramanla personanın yolu ayrılabiliyormuş.

Bitmez tükenmez taşınmalarla okulda hep “yeni kız” olmanın, Asyalı olmanın, yoksul olmanın üstesinden gelmek için hep başkalarına benzemeye çalıştığını, onlar gibi olursa kendisini seveceklerini düşündüğünü anlatıyor. Son sınıfta artık yılıp vazgeçtiğinde ancak arkadaş edinebilmeye başlamış - bu hikâyeyi “gerçek ben” başlığı altında anlatıyor kitabında. Yarattığı personanın temelinde de bu var: “gerçek ben”. Muhtemelen başarısının temelinde de.

Şimdi, yeniden “gerçek ben”in peşine düşme hikâyesini, “benim için hiçbir şey öğretmekten, öğrenmekten ve iletişimden önemli değil. Söylemeyi sevdiğim biçimiyle, Yaşıyorum, Seviyorum, Öğretiyorum, ama en önemlisi, Öğreniyorum” diye anlatıyor. Bakalım kahramanımız bu Ye, Dua et, Sev hikâyesi içinden sağ çıkabilecek mi.

Michelle Phan’ın hikâyesi kahramanlıkla persona arasındaki fark üzerine düşünmek için bulunmaz bir örnek. İnsanın kendisiyle ve başkalarıyla ilişkisi arasındaki farkı. İdeolojilerle anlatılar arasındaki. İktidarın “gerçeklik” ve “hikâye” tezahürleri arasındaki farkı.

BİRİKİM


"..Mülteci Düşmanlığı da Bir Irkçılık"

Birleşmiş Milletler (BM) 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Günü öncesi dünyada ve Türkiye'de artan ayrımcı/ırkçı söylemleri konu üzerine kitapları ve çok sayıda makalesi bulunan Prof. Dr. Ülkü Doğanay ile konuştuk.

"Literatürde ırkçılık artık yalnızca biyolojik soyaçekim üzerinden tanımlanmıyor. Yani ten renginden ibaret değil mesele" diyen Doğanay, Türkiye üzerinden baktığımızda mültecilerle ilgili durumda da karşı karşıya kaldığımızın da böyle bir şey olduğunu söylüyor.



*BM 2019 Uluslararası Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Günü banner'ı.

Dünyada artan aşırı sağ eğilimleri ve etkilerini görüyoruz. Size göre dünyadaki eğilimin nedeni ne? Geriye mi gidiyoruz daha mı çok farkındayız?



Ülkü Doğanay hakkında

Barış akademisyeni. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi iken 7 Şubat tarihli 686 sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edildi.
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Yüksek lisansını ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilimdalı’nda, doktorasını ise Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilimdalı’nda yaptı.
Siyasal iletişim, demokrasi kuramları, ırkçı ve ayrımcı söylemler konularında çalışıyor.






Irkçılık ve yabancı düşmanlığı ile görünürleşen aşırı sağ bir artış olduğunu gözlemlemek mümkün elbette. Birçok başka faktörün yanı sıra bunda özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından Amerika ve Avrupa'yı saran İslami terör korkusunun ve infazlarını internet üzerinden canlı yayınlayan IŞİD'in yarattığı dehşetin de bir payı var.

Diğer yandan göçmen ve mülteci hareketliliğindeki artış, ırkçı reflekslerin kendisine kolayca bir hedef bulmasını sağlıyor.

Devam >>