Translate

yeşiller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeşiller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Koronavirüs kömürün sonunu getirebilir mi?

Koronavirüs krizi, enerjiyi kullanma biçimimizi değiştirdi, en azından şimdilik. Peki, küresel salgın, fosil yakıtların çevreye en büyük zarar vereni olan kömürün sonunu nihayet getirebilir mi?

Covid-19 krizi, hepimiz için sıradışı ve korkutucu bir dönem, ancak çevre sorunlarını haberleştirme anlamında görülmemiş bir süreç.

Hepimiz temiz havanın ve açık gökyüzünün tadını çıkartıyoruz. Bunlar, enerji kullanımı anlamında eşsiz bir deney yaşadığımızı gözler önüne seren en açık kanıtlar.

Kısıtlamalar nedeniyle, dünya genelinde, yüz milyonlarca kişi evlerinde ve bu durum enerji talebinde elektrik de dahil daha önce görülmemiş bir düşüşü beraberinde getirdi.

Bu da enerji endüstrisinin ekonomisi alanında çok çarpıcı bir şeyi ortaya çıkarttı. Modern dünyanın yaratılmasında etkili yakıt olan kömürün tehdide açık konumunu.

Covid-19 krizi, fosil yakıtların en kirlisinin mali temellerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.

Bazı enerji sektörü gözlemcileri, kömürün koronavirüs salgınından sonra hiç toparlanamayabileceğini söylüyor.

Dünya genelinde bu vaziyete işaret eden kanıtlara bakalım.

Yenilenebilir kaynak kullanımı artıyor

10 Haziran Çarşamba gece yarısı itibarıyla İngiltere'de enerji üretimi için 60 gün boyunca kömür yakılmamış olacak. Bu, 200 yıl önceki Sanayi Devrimi'nden bu yana yaşanan en uzun süre.

Ulusal Elektrik Dağıtım Şebekesi'yle konuştuğumda bir süre kömürle üretim yapmayı beklemediklerini söylediler.

ABD'de, Başkan Donald Trump'ın sektörü desteklemek için giriştiği çabalara karşın, bu yıl ilk kez kömürden çok, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerji kullanıldı. Sadece 10 yıl önce, ABD'de kullanılan elektriğin neredeyse yarısı kömürden elde ediliyordu.

Dünyada kömür kullanımı en hızlı artan ülkelerden biri olan Hindistan'da bile talep o kadar düştü ki ülkenin karbondioksit salınımında son 37 yıldır ilk kez azalma oldu.

Bunun başlıca nedeni sokağa çıkma kısıtlamaları. Ancak enerji ekonomisi uzmanlarını şaşırtan, elektrik talebindeki düşüşün en çok kömürü etkilemesi. Ve bu küresel ölçekte görülen bir durum.

Uluslararası Enerji Ajansı'na (IEA) göre, kömür kullanımında dünya genelinde İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yanaki en büyük azalmayı yaşıyoruz.

IEA İcra Direktörü Fatih Birol, sadece yenilenebilir enerjinin konumunu koruduğunu söylüyor.

Bu eğilim, koronavirüs salgınından önce başlamıştı. Geçen yıl dünya genelinde kömürden elektrik üretiminde kayıtlara geçen en büyük düşüş görülmüştü.

Çarpıcı olansa kömürden uzaklaşılmasının nedeninin bir rol oynamış olsalar da iyi niyetli çevrecilerin çabalarının bir sonucu olmaması.

Asıl mesele maliyet
Ekonomistler, asıl konunun farklı enerji kaynaklarının "marjinal maliyeti" olduğunu söylüyor.

Aslında mesele basit: Elektrik santrallerini inşa ettiğinizde termik santralleri işletmek, rüzgar, yağmur ya da güneş ışığına ihtiyaç duyanlardan daha pahalı.

Termik santrali işletmek için, sürekli kömür satın almak zorundasınız. Ama rüzgar türbinini, güneş enerjisi panellerini ya da hidroelektrik santralini kurduğunuzda büyük ölçüde bedava işletiyorsunuz.

Bu eğilime ivme kazandıran bir gerçek de, yenilenebilir enerji santrallerinin genelde yeni termik santral inşaatından daha ucuz olması. Ayrıca, her geçen yıl daha da ucuzluyorlar.


Hint hükümeti bu ay, dört enerji ihalesi açtı ve enerji uzmanı Sunil Dahiya'ya göre, pil depolamalı güneş enerjisinin fiyatı, kömürle üretimden daha ucuzdu.

Bu durum, dünya genelinde yaşanırsa kömürün artık ömrünü doldurduğu anlamına gelir.

Elektrik talebi artarsa, giderek sayıları artan ülkelerde en ucuz enerji üretimi yenilenebilir kaynaklardan olacak.

Ancak, bir pandemi nedeniyle elektrik talebinde birden düşüş olursa, veya sadece rüzgarlı bir günde beklenenden daha çok elektrik üretilrse, termik santraller kapatılacak.

Kârlı yatırım değil
Şimdi yeni bir termik santrale para harcamayı düşünen bir yatırımcı olduğunuzu düşünün. Termik santraller genelde 30 ila 40 yıl çalışabiliyor.

Her geçen yıl, hava tahmini raporlarına göre daha çok kapalı kalacak bir santrale yatırım yapmak ister misiniz?

Şimdi bir de temiz enerji lobisinin hem boyut hem de güç olarak büyüyerek üzerinize geleceğini hesaba katın.

Sonuçta, kömür en çok karbon salımı üreten yakıt ve havamızı kanserojen, zehirli kimyasallarla dolduruyor. Ve bunların hiçbiri şu anda kömür yakmanın fiyatlandırılmasına eklenmiyor.

Birçok ülke şimdiden, elektrik dağıtım şebekelerinde yenilenebilir kaynaklara öncelik tanıyor ve piyasanın dışına itilen, sadece yeni kömür yatırımları da olmayabilir.

Dahiya'ya göre, koronavirüs Hint kömür endüstrisinin aslında iflas etmiş olduğunu gözler önüne seriyor: "Termik santrallerimiz yüzde 60'dan az kapasiteyle çalışıyor. Borç aldıkları parayı geri ödeyemiyorlar."

Yani, uluslararası yatırımcıların sektörden kaçmaları sürpriz değil.

Son birkaç haftada, dünyanın en büyüğü olan Norveç Varlık Fonu ve Fransız BNP Paribas Bankası, kömür yatırımlarını kara listeye alan diğer devler Blackrock, Standart Chartered ve JP Morgan Chase'e katıldı.

Fatih Birol, kömürün geleceğine karar verenlerin, artık giderek artan oranda hükümetlerin olacağını söylüyor.

Birol da hükümetlere yenilenebilir kaynakları desteklemeleri ve kömür yatırımlarına son vermelerini istiyor.

Ancak burada manzaranın parlaklığı azalıyor.

Kullanım 2030'lara dek sürebilir
Kömür, Çin'in son beş yıllık kalkınma planında büyük rol oynuyor ve kömür sektörünün yüzde 20 potansiyel büyümesi öngörülüyor.

Çin ayrıca birçok kalkınmakta olan ülkedeki termik santrallerinin fonlanmasına destek veriyor.

Hindistan'da hükümet, son şekli verilen milyarlarca dolarlık koronavirüs ekonomik toparlanma paketinde, kömür sektörünün bazı kesimlerine yardım öngörüyor.

Bu da bizi ilginç bir ikilemde bırakıyor.

Küresel kömür tüketimi 2019'da zirve yapmış olabilir, ancak birçok uzman kullanımın 2030'lara dek süreceğini söylüyor.

İklim değişikliğinden kaygı duyanlar için çok iyi bir haber değil.

Hükümetler, şirketler kadar para kazanma baskısı altında değil, ancak zora giren sektörleri de ebediyen desteklemek istemezler, özellikle de en çok kirletenleri.


BBC Türkçe


Güneş paneli kurma maliyeti yüzde 99,3 azaldı

Güneş paneli maliyeti yüzde 99,3 azaldı
1976’da watt başına 100 dolardan fazla olan güneş paneli maliyeti, geçtiğimiz yıl yüzde 99,3 azalarak 0,23 dolara düştü. (Nisan 24, 2020)

Nathaniel Bullard, Bloomberg Green’de yer alan yazısında güneş panellerinin 1970’ten günümüze maliyetlerini ele aldı.

BloombergNEF verilerine göre, 1976’da panel maliyetinin watt başına 100 dolardan fazla olduğu bilgisini veren Bullard, “Geçen sene ise fotovoltaik (FV) panellerin watt başına maliyeti 0,23 dolara düştü. Yani yüzde 99,3’lük bir azalma yaşandı. Şu anda ise tüm sistem, tek bir FV modülünün yedi yıl önceki maliyetinden daha ucuza kurulabiliyor.” dedi.


Paneller daha verimli ve dayanıklı hale geldi

Panellerin önceki yıllara göre çok daha verimli, güvenilir, dayanıklı ve hafif hale geldiği bilgisini veren Bullard,

“Çatımda, gün içindeki enerji talebimi fazlasıyla karşılayacak bir güneş enerjisi sistemi var. Bu şimdi küçük bir şey, ama 1970’te hayal bile edilemeyecek kadar büyük bir anlaşma olurdu. İlk çıktığında, yavaş ve düşük olan bu enerji kaynağı şimdi dünyayı değiştiriyor.” ifadelerini kullandı.

Bileşen ve yıla göre şebeke ölçeğinde sistem maliyetlerini de analiz eden BloombergNEF’e göre, 2010 yılında 3,75 dolar olan fotovoltaik sistem maliyeti, 2020 yılında 0,75 dolara düştü.

Pazartesi günü Amerika Birleşik Devletleri’nde petrol varil fiyatının -37,63 dolara düştüğünü dile getiren Bullard, “Petrol piyasasındaki bu durum, güneş enerjisi ile ilgili yeni uygulamaların olduğu bir dünyaya işaret ediyor.” dedi.

Bullard ayrıca önümüzdeki dönemlerde, yenilenebilir hidrojen ile birlikte çelik, çimento ve cam üretimi gibi sektörlerde emisyonların azaltılabileceğini ön görüyor.

Temiz Enerji


Neo-liberalizm yorgun, yıprandı, zayıfladı; ama yerine ne konacak?

Prof. Dr. Sencer Ayata:

Söyleşi Metin Kaan Kurtuluş

Ufukta 21. yüzyıl koşullarında bir “New Deal” görünüyor… Ufukta, gücünü bilimden alan uzmanın otoritesinin geleneksel otoritenin, siyasi otoritenin önüne geçeceği yeni bir Aydınlanma görünüyor.”
Bu sözler, dünya akademilerinde de tanınan Türkiye’nin önde gelen sosyologlarından Prof. Dr. Sencer Ayata’ya ait.
Yeni tip Koronavirüs’ün (Covid-19) kısa süre içinde dünyanın büyük bir bölümünü etkisi altına alması, birçok ülkede sosyal devlet ve evrensel sağlık sigortası gibi kavramları tekrar gündeme getirerek tartışılmasına da yol açtı.
Dünya düzeni, Koronavirüs salgınından sonra değişebilir mi?
Bu soruya ilişkin olası yanıtlar da tartışma gündemine giriyor.
Türkiye ve dünyadaki bu tartışmalar eşliğinde, geçen yasama döneminde parlamentoya ve CHP yönetimine giren, bir dönem Harvard Üniversitesi’nde ders veren ODTÜ Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sencer Ayata ile mevcut krizde ve dünyada sosyal demokrasinin konumu ve durumu hakkında konuştuk. (Metin Kaan Kurtuluş)

*New Deal (Yeni Görüş), ABD'de 'Büyük Buhran' sebebiyle 1933-1939 yılları arasında Franklin D. Roosevelt tarafından yürürlüğe sokulan ekonomi, sosyal ve siyasi önlemler içeren programdır. Program kamu yatırımlarını arttırmaya ve istihdam sağlamaya odaklanıyordu, hedefi 'Büyük Buhran' sonrası ekonomik düzelmeyi hedefliyordu. Program kapsamında ekonominin tekrar benzer bir krizle karşı karşıya kaldığında çökmemesi için finansal reform da yapıldı. ABD'de program '3R' kavramıyla da özetleniyor: Relief, Recovery ve Reform (rahatlama, iyileşme, reform)