Dünya'nın kuzey manyetik kutbu, Kanada'dan Sibirya'ya doğru hızla kayıyor. Manyetik kutup o kadar hızlı yer değiştiriyor ki, ABD Ulusal Jeo-Mekansal Zeka Ajansı (NGA) ve İngiltere Savunma Coğrafya Merkezi'nden (DGC) bilim insanları gezegenin manyetik alanını tanımlayan ve tüm modern navigasyon sistemlerinin çalışmasını sağlayan, Dünya Manyetik Modelini güncellemek zorunda kaldıklarını açıkladı.
Dünya Manyetik Modelinin son güncellemesi 2015 yılında yapılmıştı ve bu güncellemenin 2020 yılına kadar sorunsuz kullanılması bekleniyordu, ancak manyetik alan son zamanlarda hızlı bir değişime geçti. Bu yüzden araştırmacılar güncellemeyi hemen yapmak zorunda kaldıklarını açıkladı.
DÜNYA'NIN MANYETİK KUTUPLARI NEDİR?
Bu görünmez kuvvet, üzerinde durduğumuz zeminin yaklaşık 3 bin 200 kilometre altında bulunan çekirdekte olan biten hareketlilikten kaynaklanıyor.
Yaklaşık 5 bin 700 santigrat derece sıcaklıkta çoğunlukla sıvı ve demirden oluşan çekirdek, Ay'ın hacminin üçte ikisine yakın bir hacme sahip bulunuyor. Dünyanın manyetik alanını da burası oluşturuyor. Gezegenlerin ve özellikle dünyamızın manyetik alanlarının nasıl oluştuğu henüz tam anlamıyla açıklığa kavuşmuş olmamakla beraber, bu konuda birçok varsayım ortaya atıldı. Bu varsayımların en güçlüsü ise, gezegenlerin dev birer dinamo gibi davranarak kendi manyetik alanlarını oluşturdukları yönünde kendisini gösteriyor.
DÜNYA'NIN MANYETİK KUTUPLARININ OLUŞUMUNU AÇIKLAYAN KURAM: JEODİNAMO
Jeodinamo kuramına göre; sıvı demirin hareketi sonucu bir elektrik akımı oluşur ve bu akım manyetik alanların oluşumuna sebebiyet verir. Yüklü metal parçacıkların manyetik alanlardan geçmesiyle, devamlı ve döngüsel bir elektrik akımı ortaya çıkar. Çekirdekteki sıvı metalin daimi hareketine bağlı olarak bir miktar manyetik alan oluşur ve bu alan çekirdekte yeni akımlar oluşturur. Bu akımlar ise daha fazla manyetik alana sebep olarak geri beslemeli bir döngü ortaya çıkarır.
Bu döngü ise tıpkı mıknatısta bulunan manyetizma gibi davranır: İtici ve çekici güç.
Bu manyetizma Güney Kutbu yakınlarında Dünya'dan çıkar ve gezegeninin etrafını dolaşarak Kuzey Kutbu yakınlarından tekrar çekirdeğe döner. Coğrafik ve manyetik kutuplar birbirlerine yakın olsalar da aynı yerde değildir.
MANYETİK KALKAN GÖREVİ GÖRÜYOR
Bizi Güneş'ten ve diğer yıldızlardan gelen zararlı ışınımdan koruyan en önemli kalkan, manyetik alandır. Manyetik alanın, gezegenin çevresinde oluşturduğu doğal kalkana manyetosfer deniyor. Tüm gezegenler için basit bir manyetosfer tanımı, "Bir gezegenin kendi manyetik alanının oluşturduğu, elektrik yüklü parçacıkları içeren katman" şeklinde yapılabilir. Manyetosferler, manyetik alanın yapısına bağlı olarak yaklaşık küresel biçimdedir.
DÜNYA'NIN MANYETİK ALANI ÇOK HIZLI KAYMAYA BAŞLADI
Manyetik alan tarafından oluşan kutupsallık, evrensel bir sabit değildir. Tarih boyunca kutuplar pek çok kez yer değiştirdi, kuzey ile güney tersine döndü. Kutuplar, yaklaşık 40 bin yıl önce böyle bir teşebbüste bulunup başarısız oldu. En son yaşanan tam dönüşüm, yaklaşık 780 bin yıl önce gerçekleşti.
Dünyamızın manyetik alanı binlerce hatta milyonlarca yıldır yaklaşık aynı yoğunlukta kalabilir, ancak tam olarak bilinmeyen nedenlerle zaman zaman zayıflar ve bu zayıflamanın ardından muhtemelen birkaç bin yılda yön değiştirir.
Dünyanın manyetik alanı son on yılda endişe verici oranlarda zayıflıyor ve bu da Dünya'nın manyetik kutbunun yer değiştirmesi üzerine etkileri konusunda yaygın bir endişe oluşturuyor.
Colorado Boulder Üniversitesi ve Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nin (NOAA) Çevresel Bilgi Ulusal Merkezlerinde jeomanyetikçi olan Arnaud Chulliat, “Yer değiştirme arttıkça hata daha da çok artıyor.” diyor.
KUZEY KUTBU'NDAN SİBİRYA'YA DOĞRU KAYIYOR
2018 başlarında, NOAA ve Edinburgh'daki İngiliz Jeolojik Araştırmaları'ndan araştırmacıların, Dünya Manyetik Modeli'nin seyir hatalarının mümkün olabileceği noktaya kadar yanlış olduğunu ortaya çıkardı.
Güney Amerika'nın altındaki jeomanyetik kutup ve kuzey manyetik kutbunun hareketi daha da hızlandı. Kuzey manyetik kutbu yıllardır sürekli olarak Kuzey Kutbu'ndan Sibirya'ya doğru kayıyor. Bununla birlikte, son birkaç on yılda, yılda yaklaşık 15 ila 55 kilometre arasında bir hız kazandı.
KUTUPLARIN YER DEĞİŞTİRMESİ DÜNYANIN KORUMASINI ZAYIFLATACAK
Normal şartlarda Güneş'ten gelen malzeme Dünya'ya yaklaşık 16-18 saatte ulaşıyor ve manyetosferimiz tarafından manyetopoz olarak adlandırılan bir bölgede karşılanıyor. Dünya'nın manyetik alanı gelen malzemeyi etrafımızdan dolaşacak şekilde yönlendiriyor ve bizi koruyan bir kalkan gibi davranıyor. Ancak az bir miktar malzeme kutuplardan içeri girdikten sonra iyonosferde salınıyor. Kısaca savunma mekanizmamız bu şekilde işliyor. Kutupların terslenmesi de uzun bir sürede gerçekleştiği için Güneş'in etkisi doğrudan nüfuz etmiyor, koruyucu alan nedeniyle edemiyor.
Dünya'nın manyetik alanı gezegenimizi tehlikeli güneş ve kozmik ışınlardan dev bir kalkan gibi koruyor. Kutuplar değiştiğinde (veya değişim denemesi olduğunda) bu kalkan zayıflar. Bilim adamları bu aşamada manyetik alanın olağan gücünün onda birine kadar zayıflayabileceğini tahmin ediyor. Yer değiştirme denemesi esnasında manyetik kalkanımız yüzyıllar boyu tehlikeye girebilir ve bu süre boyunca uzaydan gelen radyasyonun gezegenimizin yüzeyine daha da yakınlaşmasına izin verebilir. Dünya'daki değişiklikler daha şimdiden Güney Atlantik'teki alanı zayıflattı. Bu dönemde radyasyona maruz kalan uydularda ise hafıza sorunları yaşanıyor.
Bu radyasyon henüz yüzeye erişmiş değil. Fakat bir noktada manyetik alan yeterince azaldığında, farklı bir hikaye karşımıza çıkabilir. Kozmik radyasyonun Dünya'yı nasıl etkilediği konusunda bu alanda uzman olan Boulder Üniversitesi ve Colorado Üniversitesi Atmosferik ve Uzay Fizik Laboratuvarı Direktörü Daniel Baker, gezegenin bir kısmının bu geri dönüşüm sırasında yaşanamaz hale gelmesinden korkuyor.
GÜNEŞ'TE YAŞANAN BİR PATLAMA KANADA'YI ELEKTRİKSİZ BIRAKMIŞTI
Güneş'in aktif olduğu yıllardan birinde, 1989'da, Güneş patlamasının etkisi Kanada'da görülmüş ve Kanada'nın bütün elektrik sistemi çökmüştü.
GEZEGENİN YAŞAM DESTEK SİSTEMİ BOZULUYOR
Bilim insanları daha önce kutup değiştirmeleri ile kitlesel yok oluşlar gibi felaketler arasında bir bağ kurmuyorlardı. Fakat günümüz dünyası, 780 bin yıl önce yaşanan son tam kutup değişiminden oldukça farklı bir çağa girdi.
Bugün üzerinde yaklaşık 7,6 milyar kişi yaşayan dünyanın atmosferi ve okyanus kimyası 1970'lerdekinin iki katı ölçüde değişiyor, gezegenin yaşam destek sistemi bozuluyor. Büyük şehirler, endüstriler ve yol şebekeleri kuruldu ve daha güvenli yaşam alanlarına erişim sağlandı. Ancak bunlar yapılırken bilinen tüm türlerin üçte biri yok olma yönüne itildi ve daha birçok habitat tehlikeye atıldı. Bu yıkıma bir de kozmik ve ultraviyole ışınım eklendiğinde, dünya üzerinde oluşacak yıkıcı tablo gözler önüne serilmiş oldu.
MANYETİK ALAN KORUMASININ AZALMASIYLA UYDULAR VE ELEKTRİK ŞEBEKELERİ BOZULABİLİR
Güneşten gelecek zararlı radyoaktif parçacıklar, insan yaşamının artık vazgeçilmez birer parçası olan ve sayısı gün geçtikçe artan uyduları bozabilir ya da bunlara kötü şekilde zarar verebilir. Manyetik alan korumasının azalmasıyla uydularda meydana gelen hasarlar, elektrik şebekelerini kontrol eden uydu zamanlama sistemlerini etkileyebilir.
Elektrik şebekeleri çalışmadığı zaman, cep telefonlarını, ev aletlerini ve çok daha fazla şey kullanılabilir olmaktan çıkar. Bir anda kesilen elektrikler yüzünden, hastaneler yedek güç kaynakları bulmak için mücadele edebilir ve çok sayıda yaşam tehlikeye girebilir.
Bütün bunlara bağlı olarak GPS teknolojisi de tehlikeye girebilir ve bu durum, askerî operasyonlardan bireylerin yol bulma kabiliyetine kadar her şeyi etkileyebilir.
İçinde bulunulan “verilerin her şeyi yönettiği bir çağda” insanların iletişim kurma şeklinden gezinme alışkanlıklarına ve hükümetlerin işleme şekline kadar her şey, verileri gönderme ve depolama şeklinde yatıyor. Bu yüzden eğer uydular hasar görür veya işlevsiz hale gelirse, bilinen yaşam sonsuza kadar değişebilir.
Timeturk
20 02 2020
NPLYüzyıllardır buzullar ve donmuş toprak tabakası içinde etkisiz duran bakteri ve virüsler, iklim değişikliği ile ısınan yeryüzünde yeniden tehdit oluşturabilir.
Tarih boyunca insanlar bakteri ve virüslerle yan yana yaşadı. Biz bazı hastalıklara yol açanlarına karşı direnç geliştirirken, onlar da yeni bulaşma yöntemleri geliştirdi.
Yüz yıl kadar önce Alexander Fleming penisilini bulduğundan beri antibiyotik kullanıyoruz. Buna karşılık bakteriler de antibiyotiğe karşı direnç geliştirecek şekilde evrildi. Aradaki mücadele devam ediyor.
Peki yüzlerce, hatta binlerce yıldır ortalıkta olmayan veya daha önce hiç karşılaşmadığımız ölümcül bir bakteri ya da virüsle karşılaşsak ne olur?
İklim değişikliği sonucu binlerce yıldır donmuş topraklar ve buzullar erimeye başladığı için bugün eski virüs ve bakterilerin yeniden canlanması ihtimali oldukça yüksek.
NPLAğustos 2016'da Sibirya'daki Yamal Yarımadası'nda 12 yaşında bir çocuk ölmüş, en az 20 kişi de şarbon nedeniyle hastanelik olmuştu.
Bu durum, 75 yıl önce şarbondan ölen bir geyik cesedinin çözülen buzlar nedeniyle yüzeye çıkmasına bağlandı. Şarbon bakterisi toprağa ve suya karışmış, bölgedeki iki bin geyiğe hastalık bulaşmıştı.
Normal koşullarda, her yaz 50 cm derinliğe ulaşan yüzeysel donmuş topraklar çözülür. Fakat dünya giderek ısındığı için daha derin tabakalarda da çözülme gözleniyor. Dolayısıyla bu tür vakalarda artış olabilir.
Zira donmuş topraklar bakterilerin uzun süre, belki de milyonlarca yıl canlı kalması için ideal ortam sağlıyor. Bu durumda bazı hastalıkların yeniden gündeme gelmesi söz konusu olabilir.
ALAMYKuzey Kutup Dairesi'nde ısı artışı diğer bölgelerden üç kat daha hızlı.
Soğuk, karanlık ve oksijensiz ortamdan dolayı donmuş topraklar mikrop ve virüsler için iyi bir koruyucu. İnsanlara ve hayvanlara hastalık bulaştırabilecek virüsler, geçmişte salgın hastalıklara yol açmış olanlar da dahil, bu tabakada canlı kalmış olabilir.
20. yüzyılda bir milyonu aşkın geyik şarbondan öldü. Bunlara derin mezarlar kazmak mümkün olmadığından cesetleri yüzeye yakın. Rusya'nın kuzeyinde bu şekilde 7 bin toplu gömüt bulunuyor.
Ancak donmuş toprak altında başka nelerin bizi beklediği bilinmiyor. Örneğin araştırmacılar Alaska'nın tundralarında 1918 İspanyol gribi virüsünün kalıntılarını buldu. Bubonik veba ve çiçek virüslerinin de Sibirya'da gömülü olma ihtimali var.
ALAMY2011'de yapılan bir araştırmada, donmuş toprakların erimesi sonucu, 18. ve 19. yüzyılda kol gezen ölümcül hastalıklara yol açan virüs ve bakteriler, özellikle bu mezarlıkarın yakınındaki insanlar bakımından yeniden tehlike teşkil edebilir.
Örneğin 1890'da Sibirya'da büyük bir çiçek salgını olmuş, bir kasabanın nüfusunun yüzde 40'ı hayatını kaybetmişti. Bu insanlar Kolyma Nehri'nin kenarında donmuş toprakların üst tabakasına gömülmüştü. 120 yıl sonra nehirden taşan sular kıyıları aşındırıp erozyonu hızlandırdı.
1990'larda yapılan araştırmalarda, Sibirya'nın güneyinde Taş Devri'nden kalma insan kalıntıları bulunmuş, bunların vücudunda çiçek hastalığına özgü yaralar tespit edilmişti. Araştırmacılar çiçek virüsü görmeseler de bu virüsün DNA kalıntılarına rastlandı.
ALAMYBu, buzda donmuş halde duran bakterilerin hayata dönmesinin ilk örneği değildi.
NASA araştırmacıları 2005'te Alaska'da 32 bin yıldır donmuş olan bir bakteriyi canlandırmayı başarmıştı. Mamutlar döneminde hayatta olan bu bakteriler buzlar çözülünce yeniden hareket etmeye başlamıştı.
Bundan iki yıl sonra ise Antarktika'da buzulların altında donmuş, 8 milyon yıllık bir bakteri yeniden hayata döndürüldü. Aynı çalışmada 100 bin yıllık bakteri de canlandırıldı.
Ancak donmuş haldeki her bakteri canlandırılamaz. Şarbon bakterisi spor ürettiği için ve bunlar çok dayanıklı olduğundan 100 yıldan fazla donmuş halde kalabilir.
Aynı şekilde tetanoz bakterisi, felce ve ölüme yol açan botulizm bakterisi ve bazı mantarlar da uzun süre buzda donmuş halde canlılığını koruyabilir.

Virüsler de uzun süre dayanabilir. Araştırmacılar 2014'te, Sibirya'da 30 metre derinlikte 30 bin yıllık iki büyük virüsü (Pithovirus sibericum and Mollivirus sibericum) yeniden canlandırmıştı.
Virüsler canlandıkları andan itibaren hastalığa yol açabiliyor. Bu iki virüs sadece tek hücreli amipleri etkiliyor. Fakat bu durum, insana bulaşan virüslerin de canlanması ihtimaline işaret ediyor.
Bu riski yaratan şey sadece küresel ısınma ile donmuş toprakların çözülmesi değildir. Kuzey Buz Denizi'ndeki buzlar eridiği için Sibirya'nın kuzey kıyılarında maden ve mineral arama çalışmaları, petrol ve doğal gaz için sondaj çalışmaları kârlı hale geliyor.
Bu çalışmalar, eski bakteri ve virüslerin yeryüzüne çıkıp canlanması riskini arttırıyor. Bunlar yeni salgın hastalıklara yol açabilir. Bunların DNA'ları hasar görmüşse canlanması mümkün değil. Ancak çok daha dayanıklı olan büyük virüsler için aynı şey geçerli değil.
NPLUzmanlar bu nedenle Arktik bölgesine gelen ilk insanlara ait virüslerin, hatta nesli çoktan tükenmiş Neanderthal ve Denisovan gibi insan türlerinin taşıdıkları hastalıkların yeniden gündeme gelmesi riskine dikkat çekiyor. Rusya'da 30-40 bin yıl öncesine ait Neandertal kalıntılarına daha önce rastlanmıştı.
Bazıları, belli hastalık virüslerinin yeryüzünden silinmiş olması gibi sahte bir güven duygusuna kapılmamak ve bu riske karşı tedbir olarak aşı stoklarının bulundurulması gerektiğine inanıyor.
Eskiden kalma bakteri ve virüslerin bulunduğu yer sadece buzullar değil. Şubat 2017'de NASA araştırmacıları Meksika'da bir madendeki kristaller içerisinde 10-50 bin yıllık mikroplara rastladıklarını açıkladı.
Bunlar, kristalin sıvı kısımlarında sıkışmış ve çıkarıldıklarında çoğalmaya başlamış yeni bir mikrop türüydü.
New Mexico'daki bir mağarada ise 300 metre kadar derinlerde 4 milyon yıldır gün yüzü görmemiş bakteriler (Paenibacillus) bulundu.
NPLBu bakterinin insanlara hastalık bulaştırmadığı, ancak 18 doğal antibiyotiğe karşı dirençli olduğu görüldü. Antibiyotikle daha önce karşı karşıya gelmemiş bu bakterinin direnç göstermesi, bakterilerin direncinin milyonlarca, belki de milyarlarca yıl öncesine dayandığını gösteriyor. Bakterinin bu özelliği, zor koşullarda rakip organizmalara karşı üstünlük kazanmak için geliştirdiği sanılıyor.
Rusya ile Kanada arasındaki Bering bölgesinde 30 bin yıldır donmuş topraklarda bulunan bakterilerin genleri 2011'de incelendiğinde de bunların bazı antibiyotiklere karşı direnç gösterdiği görülmüştü.
Peki bütün bunlardan kaygı duymak gerekir mi?
Yer altında ne kadar tehlike olduğunu bilmediğimiz için bazıları boşuna kaygı duyulmaması, asıl dikkatlerin iklim değişikliğine yöneltilmesi gerektiğini söylüyor. Örneğin dünya giderek ısındığı için kuzey ülkeleri de sıtma, kolera, dang humması gibi daha sıcak iklimlerde görülen hastalıklara maruz kalabilir.
Bazıları ise eski bakterilerin teşkil ettiği riski tam olarak bilmesek de bunları göz ardı edemeyeceğimize inanıyor. Zira bağışıklık sistemimiz için yabancı olan bu canlılarla karşılaşma halinde hastalık bulaşması riski, bunların antibiyotik direnci de göz önünde bulundurulduğunda göz ardı edilecek gibi görünmüyor.
BBC Earth
Bu makalenin İngilizce aslını BBC Earth sayfasında okuyabilirsiniz.
