Translate

26 Ekim 2025 Pazar

Spinoza Marx’la Buluştuğunda

Otonom yayınlarından çıkan “Spinoza Marx’la Buluştuğunda” kitabı bir “Spinoza Rönesansı”na sahne olan 19. yüzyılda onun felsefesinden ilham alan, modernizmin açmazlarını daha o dönemde fark eden, özgürlükçü, erekselcilik karşıtı ve gayrihümanist düşünme deneylerinin bir tarihçesini sunuyor. 

Almanya merkezli olmakla birlikte oranın da ötesine taşan bu deneylerde, birey, toplum ve doğa “etkinliğin” politik anlamı üzerinden birbirine yeniden bağlanıyordu. İnsanı doğanın üstünde tutan ve egemen bir varlık olarak düşünen modernizm karşısında Spinoza’yı rehber alan pek çok devrimci teorisyen, etkinliği gerek insanlar arasında gerekse insanlar ile insan olmayanlar arasında bir ilişkisellik olarak yeniden düşünüyordu. İşte Spinoza’nın Marx’la buluşması ya da karşılaşması, etkinliğin bu ilişkisel tanımıyla gerçekleşmişti. 

Bu buluşma, Spinoza’nın bir varlığın kudretinin artış ve azalışlarını başka varlıklarla kurduğu ilişkilerle tanımlayan yaklaşımını, Marx’ın üretkenliği elbirliğiyle tanımlayan, böylece etkinliği bireysellikten çıkarıp kolektifliğe oturtan yaklaşımıyla birlikte düşünmeyi mümkün kılmıştı. Ama Matysik’e göre, Spinoza’yla Marx’ın buluşması sadece 19. yüzyılı ilgilendiren bir olay değildir; 20. yüzyılın ikinci yarısından günümüze pek çok özgürlükçü ve devrimci düşünceye, özellikle de insan ve insan olmayanlar arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesine ilham kaynağı olmaya devam etmekte.


Kitabın çevirisi Münevver Çelik, Sinem Özer tarafından yapıldı.

Yazar Hakkında

Tracie Matysik’in temel çalışma alanı Modern Avrupa’nın düşünce tarihidir. Spinozacılığın, psikanalizin, sekülerizmin, öznelliğin, uluslararası eylemciliğin ve cinselliğin tarihi hakkında birçok yazısı olan Matysik’in Reforming the Moral Subject: Ethics and Sexuality in Central Europe, 1890-1930 (Cornell University Press) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. German Modernities from Wilhelm to Weimar: A Contest of Futures (Bloomsbury Press) kitabına editör olarak katkıda bulunmuştur. İnsan olmayan hayvanların yasa, egemenlik ve biyopolitikanın oluşumundaki rollerini incelediği kitabı üstüne çalışmaya devam ediyor.

Yeni Yaşam Dergisi 

 


25 Ekim 2025 Cumartesi

Yaşlanmak zihinsel gücü azaltmıyor, dengeliyor

Çoğumuz yaşlanma fikrinden korkarız ancak yeni bir araştırma yaşlanmanın beklenmedik bir faydasını ortaya koyuyor: zihinsel işlevlerimiz 55 ila 60 yaş arasında zirveye ulaşıyor.

Önceki çalışmalar, insanların 20'li yaşların ortalarından 30'lu yaşların başlarına kadar fiziksel olarak en iyi durumda olduklarını göstermişti. Ancak Avustralyalı araştırmacılar, bilişsel işlem yeteneklerimizin bu dönemin çok ötesine kadar gelişmeye devam ettiğini tespit etti.

Bu bulgu, kariyerini değiştirmek ya da yeni hobiler edinmek için geç kaldığını düşünenler için sevindirici olmanın ötesinde, yaşlı zihinlerin topluma kattığı değeri de vurguluyor.

Batı Avustralya Üniversitesi’nden psikoloji profesörü ve araştırmanın eş yazarı Gilles Gignac, The Conversation’a yaptığı açıklamada, “Bazı yetenekler yaşla birlikte azalırken, diğer önemli özelliklerdeki artış bu kaybı dengeliyor,” dedi. “Bu güçlü yönler birleştiğinde, daha iyi muhakeme ve daha ölçülü karar verme becerilerini destekliyor — bu da özellikle hayatın olgun dönemlerinde son derece değerli,” diye ekledi.

Intelligence dergisinde yayınlanan çalışma, öncelikle 16 temel psikolojik özelliği tanımladı. Bunlar arasında muhakeme ve hafıza gibi bilişsel yeteneklerin yanı sıra kişiliğin “büyük 5” boyutu da yer alıyordu: açıklık, vicdanlılık, dışadönüklük, uyumluluk ve nevrotiklik.

Araştırmacılar, bu özelliklerin yaşam boyu nasıl geliştiğini incelemek için mevcut veri setlerini analiz etti ve “çarpıcı bir model” ortaya çıkardı.

Gignac, “Genel zihinsel işlevsellik 55 ila 60 yaş arasında zirveye ulaştı ve 65 yaşından itibaren azalmaya başladı,” diye yazdı. “Bu düşüş 75 yaşından sonra daha belirgin hale geliyor, bu da ileri yaşlarda bilişsel gerilemenin hızlanabileceğini gösteriyor.”

Özellikle vicdanlılık 65 yaşında, duygusal istikrar ise 75 yaşında zirveye ulaştı — yani bazı kişisel özellikler, yaşamın ilerleyen dönemlerinde bile gelişmeye devam ediyor.

Yaş sadece bir sayıdır

Uzun yıllar boyunca, insanların bilişsel yeteneklerinin 20’li yaşlarda zirveye ulaştığı, orta yaşlarda durağanlaştığı ve ardından kademeli olarak azaldığına inanılıyordu. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, beynin yaşam boyu değişmeye ve gelişmeye devam ettiğine dair güçlü kanıtlar sunarak bu eski varsayımı çürütüyor.

Yine de her bireyin beyin fonksiyonları farklı bağlamlara ve özelliklere sahip olduğundan, zihinsel performansın tam olarak ne zaman zirveye ulaştığına dair net bir fikir birliği oluşturmak oldukça zor. Bazı bilişsel özellikler yaşla birlikte güçlenirken, diğerleri zayıflayabiliyor.

Almanya’daki Heidelberg Üniversitesi’nden araştırmacı Mischa von Krause, Euronews Health'e verdiği demeçte, “Bilişin hangi yönlerinin incelenmesinin en önemli olduğuna karar vermek zor,” diyor. “Bu yönlerin göreceli önemi, büyük ölçüde bağlama ve araştırma sorusuna bağlı.”

Von Krause’nin 2022’de Nature Human Behaviour dergisinde yayınlanan çalışması, yaşla birlikte zihinsel hızın nasıl değiştiğini anlamak için bir milyondan fazla katılımcının çevrimiçi yanıt sürelerini analiz etti. Bulgular, Gignac’ın çalışmasıyla büyük ölçüde örtüşüyordu: belirli bilişsel işlevler ancak 60 yaşından sonra yavaşlamaya başlıyordu.

Von Krause, “İnsan ömrünün büyük bir bölümünde, özellikle de 20 ila 65 yaş arasındaki tipik çalışma döneminde dış uyaranlara verilen yanıt hızında azalma görülüyor,” diyor. “Ancak araştırmamız, bu yavaşlamanın zihinsel verimlilikte bir düşüş anlamına gelmediğini gösterdi. İleri yetişkinlik dönemine kadar bilgi işleme verimliliği ortalama olarak neredeyse hiç değişmedi.”

Buna karşılık, 2020 yılında yayımlanan bir başka çalışma, profesyonel satranç oyuncularının zihinsel performansını inceleyerek daha erken bir zirve noktasına işaret etti. Çalışmanın yazarı ve UniDistance Suisse’de uygulamalı ekonometri profesörü Anthony Strittmatter, Euronews Health'e yaptığı açıklamada, “Bizim durumumuzda zihinsel zirve 35 ila 40 yaş arasında gerçekleşti,” diyor. “[Satranç] hamlelerinin kalitesi, bu noktaya kadar yaşla birlikte artıyor, ardından düşmeye başlıyor.”

Yaşlanan zihinlerin gizemleri hala tam çözülememiş olsa da araştırmacılar, genel tabloya iyimser bakmak için güçlü nedenler olduğunu söylüyor.

“Belirli bir yaşa geldiğimizde artık ‘geç kaldığımız’ düşüncesinin aksine bu bulgular insan zihninin düşündüğümüzden daha uzun süre keskin kaldığını gösteriyor," diyen Gignac sözlerini şöyle özetliyor: “Yaş tek başına bilişsel işlevselliği belirlemez. Bu nedenle değerlendirmeler, yaşa dayalı varsayımlar yerine bireylerin gerçek yetenek ve özelliklerine odaklanmalıdır.”

Euro News

27 Eylül 2025 Cumartesi

Kanal İstanbul’a Dair Bilirkişi Raporu Tamamlandı

 “Su Kaynakları ve Kültürel Varlıklar Yok Olabilir”


Kanal İstanbul
Kanal İstanbul’a yönelik “ÇED olumlu kararı”nın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay 4. Dairesi’nde açılan davada istenen bilirkişi raporu tamamlandı. Raporda, projenin ciddi çevresel ve sismik riskler içerdiği, su kaynaklarının geri dönülemez biçimde zarar görebileceği ve kültürel varlıkların yok olabileceği belirtildi. Kanal İstanbul projesine verilen “ÇED olumlu” kararına karşı açılan dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporu tamamlandı. 19’u profesör, 1’u doçent 21 uzman bilirkişi tarafından hazırlanan 400 sayfalık rapor, Danıştay 4. Dairesi’ne sunuldu.

Raporda, projenin ciddi çevresel ve sismik riskler içerdiği, su kaynaklarının geri dönülemez biçimde zarar görebileceği ve kültürel varlıkların yok olabileceği belirtildi. Bilirkişi heyeti, ÇED dosyasının temel çevresel, jeolojik ve sosyal etkileri eksik değerlendirdiğini vurgulayarak, raporun bilimsel ve teknik açıdan uygun olmadığı sonucuna vardı.

Kanal İstanbul Projesi’ne, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen 17 Ocak 2020 tarih ve 5774 sayı “ÇED olumlu kararı”nın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay 4. Dairesi’nde açılan davada istenen bilirkişi raporu tamamlandı. Hazırlanan raporda, yapılan arazi keşif bulgularının, nihai ÇED raporunun sonuçlarının, çevre mevzuatı dahil olmak üzere uzmanlık alanlarına göre verildiği belirtildi.

ÇED Yanlışlarla Dolu

Bilirkişi heyeti, proje kapsamında uygulanacak mekanik kazı ve nakliyat açısından yaptığı değerlendirmede, “Rapor; yanlışlarla dolu, tutarsız, çelişkili, konunun uzmanları tarafından hazırlanmadığı izlenimi veren özensiz hazırlanmış bir rapor olup olumlu değerlendirmek mümkün değildir” ifadesini kullandı. Raporda, proje kapsamında yapılması planlanan barajların, ÇED kapsamında sınırlı ölçüde çözüm sunulsa da nüfus artışına bağlı olarak artan su talebinin ihtiyacı karşılamasının mümkün olmayacağı, Kanal İstanbul projesinin inşa edilmesiyle geri dönülemez şekilde zarar görecek su kaynaklarından birinin Küçükçekmece Lagünü olduğu, bu lagünün en önemli tatlı su kaynağı olan Sazlıdere Barajı’nın ortadan kalkması sonucunda lagünün özelliğinin ortadan kalkacağı ve bunun da biyoçeşitliliğe zarar vereceği vurgulandı.

Deprem Riski

Bilirkişi raporunda, proje güzergahı boyunca yapılacak hafriyat ve inşaat faaliyetlerinin yer kabuğunda zorlanmış yerel depremlere yol açabileceği uyarısında da bulundu. Ayrıca, örtü katmanının kaldırılmasıyla ortaya çıkacak 29 gömülü fay hattının kanal suyu ile etkileşime girerek yerel deprem oluşumlarını tetikleyebileceği belirtildi. Olası büyük bir depremde kanal yapısının hasar görme ihtimalinin değerlendirilmediği, bu nedenle de alınacak önlemlere dair teknik ve bilimsel bilgilere yer verilmediği kaydedildi. Marmara Denizi veya Karadeniz’de meydana gelebilecek büyük bir depremin tetikleyeceği tsunami ve denizaltı heyelanları sonucu oluşacak dalga hareketlerinin, kanal ve üzerindeki yapılar için ciddi tehdit oluşturabileceği vurgulandı.

Raporda; hava kalitesi ölçümlerinin yetersiz, toz emisyonlarının eksik modellendiği, asbest riskinin göz ardı edildiği tespit edildi. Raporda, kanal güzergâhında bulunan arkeolojik alanlar ve kültürel varlıklar için herhangi bir koruma planı sunulmadığı, alternatif öneriler geliştirilmediği belirtildi. Özellikle Mimar Sinan Köprüsü, Odabaşı Köprüsü, Rhegion antik kenti, Azatlı Baruthanesi ve Roma dönemine ait suyollarının proje alanından etkileneceği vurgulandı. ÇED kararında, kanal nedeniyle su altında kalacak veya yıkılacak yapıların sayısı ile etkilenecek nüfusa ilişkin herhangi bir bilgi bulunmadığı kaydedilen raporda, kamulaştırma süreçleri, toplu konut projeleriyle bağlantılar ve finansal etkilerin de proje maliyetine yansıtılmadığı tespiti yapıldı. Bilirkişi heyeti, ÇED kararında, doğal afetler, deprem, tsunami, ekosistem etkileri, kültürel varlıkların korunması ve kamulaştırma gibi başlıklarda yapılan değerlendirmelerin eksik ve yetersiz olduğunu belirterek, Kanal İstanbul’a ilişkin ÇED kararının, teknik ve bilimsel açıdan uygun olmadığı sonucuna vardı.

“Bu Dava Adil Bir Kararla Sonuçlanmalı”

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Kapıkıran, şu değerlendirmeyi yaptı: “Kanal İstanbul projesi adına yapılan her şeyin yanlış olduğu ve yapılmaması gerektiği, varlıkların korunması, tarım ve mera arazilerinin tekrar vasfına dönmesi gerektiği raporla çok net bir biçimde ortaya konulmuş. Bu raporların sonucunda mahkeme heyetinin Kanal İstanbul hikâyesini sonlandıracak bir karar vermelerini bekliyoruz. Umuyorum bu dava adil bir kararla sonuçlandırılır” dedi.

Silivri’de tutuklu bulunan İstanl Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’daki rant projelerine tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan İmamoğlu, özetle şunları söyledi: “Depremin en riskli sahası olan Küçükçekmece Gölü çevresi, İstanbul’un içme suyu hattı olan Sazlıdere Barajı ve Terkos Gölü havzası inşaat tehdidi altında. Askeri alanlar lüks konutlara dönüştürülüyor, milyonlarca metrekare doğa ve kültürel miras beton çöplüğüne çevriliyor. Neticede; bir tarafta çağ ötesi bir vizyonla Ankara’yı kuran irade, diğer tarafta gözbebeğimiz İstanbul’a rant uğruna ihanet eden Asrın çapsızlığı var.”

“Rapor Esas Alınarak Süreç Durdurulmalı”

Prof. Dr. Beyza Üstün ise verilen bilirkişi raporunu canlılar ile ekosistemlerin korunması ve yaşamsal haklardan yana değerlendirmeleri kapsadığını söyledi. Üstün “Bilirkişi raporu aslında ÇED olumlu kararının doğru olmadığını belirtmekte. ÇED raporunun eksikliklerini belirtmiş. Bu saptama bile böylesi eksikliklerle dolu ÇED raporuna dayalı idarenin verdiği kararın doğru olmadığını ortaya koymakta. Davaya konu Kanal İstanbul ve Yenişehir projesi ile İstanbul’un kuzeyine yapılacak olan tüm yapılar, limanlar, dolgular dâhil kentleşme; Küçükçekmece lagün, Kilyos ve Durusu havzalarının etrafında yeni bir kent yapılaşması anlamındadır. ÇED raporunda işaret edilen eksiklikler giderilse bile yaşamı yok edecek bu siyasi projenin olumsuz etkileri yıkımı ortadan kaldırmıyor” dedi. Görüşlerin somutlaştırması gerektiğine dikkat çeken Üstün, şöyle devam etti: “Bilirkişi raporuna göre Bölge İdare Mahkemesi Kanal İstanbul ve Yenişehir yapılanmasını iptal etmeli. Mahkeme bunun aksine karar verir ise bu İstanbul için, yaşam ve tüm ekosistemler için bir yıkım olarak yaşama yansıyacaktır. Dolayısıyla mahkemenin bu raporu esas alarak bu süreci durdurması ve kararı iptal etmesi lazım.”

www.iklimhaber.org

Yukarı