Translate

14 Nisan 2026 Salı

Opre Roma! (Ayağa kalk, Roma!)

8 Nisan, 1990 yılından bu yana, Dünya Romanlar günü olarak kabul ediliyor. Dünyanın dört bir yanına dağılmış, geçmişin peri-patetik/göçebe zanaatkâr toplukları, “Opre Roma!” (Ayağa kalk, Roma!) şiarıyla, kendi hakları için, bir araya geliyorlar.

20. yüzyılın başlarında, “Çingeneler” olarak anılan topluluklarla ilgili batıda yapılan çalışmalar çoğunlukla etnografik, folklorik, müzikoloji ve tarihsel köken çalışmalarını içeren ve toplukları egzotikleştiren bir tarzla yapıldı. Günümüzde dahi, bu topluluklara dair sosyal, kültürel, siyasi, dini veya cinsiyet tarihi üzerine yapılan araştırmalar belli önyargı ve kalıp yargılarla yapılıyor. Bu bakış açısı, Romanların ötekileştirmesine ve stereotipleştirmesine hizmet ederek, dışlanmayı ve sistematik ayrımcılığı pekiştiriyor. Rom, Dom, Lom ve yaşadıkları coğrafyalardaki diğer jenerik isimlerle adlandırılan bu topluluklar, yüzyıllardır, neredeyse yaşadıkları her yerde, birlikte yaşadıkları diğer halklar tarafından sistematik bir ayrımcılığa maruz kalıyor, yok sayılıyor.

Tarihsel olarak toplulukların haklar bakımından eşitlik talepleri, insan onuruna yaraşır bir yaşam talepleri, ayrımcılığa uğramama mücadeleleri, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin yayınlandığı 1948’den epeyce sonra başladı. İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi kamplarında, Avrupa’da yaşayan Romanlara karşı büyük “Porajmos” (Roma Holokost) soykırım yapıldı ama uzunca bir süre bu soykırım görmezden gelindi. Tüm bu sistematik ayrımcılığa, dışlanmaya ve yok sayılmaya karşın, özellikle Roman sivil toplum kurumları, aktivistlerin verdiği mücadele ve 8 Nisan 1971’de Londra’da toplanan Birinci Uluslararası Roman Kongresi Roman hakları konusunda bir ilerleme kaydetse de, bugün, hâlâ, Avrupa ve diğer batı ülkelerinde ayrımcılık ve dışlanma devam etmektedir. Diğer tarafta ise, yüz yıllarca süren göçebe zanaatkâr yaşam deneyimi, ayrımcılık ve sistematik dışlanma karşısında oluşturulan “Roman kültürel kimliği” ve bu kültürel kimliği korumak için dış dünyaya kapalı bir toplumsal yaşam stratejisi oluşturulmuş durumda. Romanlar ve Gadjolar arasındaki bu durum ulusal ve uluslararası Roman strateji eylem planlarının işlemesinin önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

Bugünün dünyasında bu topluluklar sadece batıda değiller, nerdeyse dünyanın her tarafına dağılmış durumdalar. Örneğin, Lom topluluklar, Ermenistan, Azerbaycan, Türkiye (Kuzey ve Doğu Anadolu) ve geniş Kafkasya coğrafyasında yaşamaktalar. Günümüzde, Lom dili, Lomavren yok olma tehlikesi altındaki diller arasındadır ve Lom kimliği, kültürü ve gelenekleri asimilasyonla karşı karşıyadır.

Ortadoğu ise büyük ölçüde Dom topluluklarına ev sahipliği yapmaktadır. Dom toplulukları; Güney Kafkasya’dan başlayarak, İran, Türkiye, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Filistin ve diğer Körfez ülkelerinde yaşamaktadırlar. Dünyada en fazla Dom nüfusunun yaşadığı ülke Mısır olup, bu ülke üzerinden kuzey Afrika’ya doğru tarihsel göç yolları uzanmaktadır. Kesin bir sayı bilinmemekle birlikte, Ortadoğu ülkelerinde yaklaşık 5 milyon Dom nüfusu olduğu tahmin edilmektedir.

Ortadoğu’nun Son Yüzyılı ve Domlar
Modern Ortadoğu tarihi, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından şekillendi. Savaşın galipleri olan Fransa ve İngiltere’nin çıkarları gözetilerek, Sykes-Picot Antlaşması’yla Osmanlı toprakları bölünerek mandaların sınırları oluştu ve bu sınırlar Irak, İsrail, Filistin Ürdün, Lübnan ve Suriye'nin modern sınırlarına yol açtı. Sykes-Picot Antlaşması'nın belirlediği sınırlar, antlaşmanın imzalandığı 1916 yılından 21. yüzyıla kadar, Ortadoğu coğrafyasında devam eden çatışmaların ana kaynağını oluşturdu. Coğrafyanın en büyük toplum kesimi olan Arapları farklı ülkelere bölerken, Kürtler, Dürziler gibi halkları; etnik, dinsel ve kültürel grupları farklı ülkelerdeki azınlıklar durumuna getirdi. Ortadoğu’da göçebe ve yarı göçebe bir yaşam süren zanaatkâr Dom topluluklarını sınırlar içine hapsetti.

Geçen yüzyılda yağlı kalemle, düz çizgilerle çizilen bu harita; mezhepsel, aşiretsel, etnik ve inançsal bir ayrışmayı getiriyordu ve kısa sürede bu ayrışma çatışmaya dönüştü. Coğrafya uluslararası güçlerin desteğiyle kurulan ülkeler, monarşi, krallık, otokrat ve diktatörlerin yönetimindeki rejimlere bırakıldı. Geçen yüzyılda Ortadoğu halklarının yaşadığı çok sayıda travmatik deneyim, coğrafyanın yakın tarihiyle yakından bağlantılıdır.

1948 yılında Filistin topraklarına kurulan İsrail, 1973 yılına kadar Mısır, Suriye ve Ürdün de dahil olmak üzere Arap komşularıyla dört büyük savaş yürüttü.

Tarihsel olarak Ortadoğu, Kudüs Dom toplukların yaşadıkları önemli merkezlerden biriydi. İsrail ile Filistin arasında süren uzun süreli çatışma, Filistinlilerle birlikte Domların da Ortadoğu’nun diğer ülkelerine sığınmalarına sebep oldu. Mısır, Suriye, Ürdün ve Lübnan’da Filistin mülteci kampları ve Filistinlilerin yaşadığı bölgelerde pek çok mülteci Dom derin yoksulluk içinde yaşamaktadır. Bu ülkelerde elli yılı aşkın süredir yaşayan topluluk üyelerinin önemli bir bölümü vatandaşlık dışında farklı statülerde yaşamakta, azımsanmayacak bir bölümü ise vatansız olarak yaşamlarını sürdürmektedir. Filistin ve İsrail’de yaşamaya çalışan topluluk üyeleri hem İsrail hem de Filistin’de gündelik hayatta sık sık ayrımcılıkla karşılaşmaktadır.

Bölgede İsrail’in saldırganlıkları, başta Lübnan olmak üzere diğer ülkelerdeki, mezhepsel, etnik ve dinsel fay hatlarını da harekete geçirdi. 1975 yılında Lübnan’da başlayan iç savaş yaklaşık 15 yıl sürdü ve bir milyonu aşkın insanı yerinden etti. Lübnanlı Domlar, Suriye, Ürdün gibi komşu ülkelere sığındılar, kentlerin çeperlerinde ve Bekaa Vadisi ve Ürdün Vadisi’nde ucuz işgücü olarak, mevsimlik tarım işçiliği yapmaktalar. Geri dönenler ise Beyrut başta olmak üzere Lübnan kentlerinin çeper mahallerinde, Ayn el-Helva, Şatila, Burc el-Baracne gibi Filistinli mülteci mahallerinde barınma, gıda, elektrik, temiz su, kanalizasyon gibi temel insani yaşam koşullarından uzakta bir yaşam sürmeye çalışmaktalar.

1980 yılında başlayan Irak-İran savaşı, Ortadoğu’da yüz yıllardır süren Sünni-Şii geriliminin 20. yüzyılda çatışmaya evrildiği, devletler arası ilk savaştı. Sekiz yıl süren savaşta yaklaşık bir milyon kişi hayatını kaybetti. Elimizde bu savaş süresince İran ve Irak topraklarında yaşayan, Ghorbati, Kowli, Kawliya, Gajar, gibi jenerik isimlerle adlandırılan Dom topluklarıyla ilgili çok fazla bilgi bulunmasa da son yıllarda bu topluluklarla yapılan hafıza çalışmaları, toplukların yaşadıkları acı olaylar ve yaşananlara dair veriler sunuyor.

2003 yılında Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra olanlar, bu ülkede yaşayan Dom, Hıristiyan, Süryani ve diğer gayrimüslim toplulukların çeşitli baskı ve yıldırmalara dayanamayarak, binlerce yıldır yaşadıkları toprakları terk etmelerine sebep oldu. Rejimin yıkılmasıyla birlikte kamu ve özel kurumlar isyancılar tarafından talan edildi. Rejim yandaşlarının, etnik ve inanç azınlıklarının evleri ve işyerleri, dini mekânları tahrip edildi. Bu talandan Gajarlar da nasiplerini aldı. Gajarların yaşadıkları mahalleler tamamen talan edilip, evleri yakıldı. Kadın- çocuk demeden şiddete maruz kaldılar. Kadınlara cinsel şiddet de dâhil olmak üzere her türlü şiddet uygulandı, evler buldozerlerle yıkıldı, insanlar göç etmek zorunda kaldılar. Domlar Irak genelinde şehirlerde Şii militanlar ve El-Kaide gibi radikal gruplar tarafından çok sayıda vahşi saldırıya maruz kaldılar. Bu saldırılar sonucunda binlerce kadın, çocuk ve erkek, hayatını kaybetti. Irak yönetimi bu saldırılara sessiz kaldı. Bu gün Irak’ta her Çingene ailesinden bir ya da iki kişi bu fanatik gruplar tarafından katledilmiştir. Bazı Domlar, topluluklarını terk etmek ve yeni bir yaşam arayışı için Irak'ın başkentine ve diğer büyük şehirlere taşınmak zorunda kaldılar. Diğerleri yoksulluk ve tacizden kaçmak için Suriye, BAE ve Ürdün gibi komşu Arap ülkelerine kaçtılar. Topluk üyeleri sığındıkları ülkelerde, dilencilik, hırsızlık, fuhuş gibi yasal olmayan işler yapmak zorunda bırakıldılar. Büyük bir bölümü de, gittikleri her yerde, bu topluluklara uygulanan ayrımcılık yüzünden yeniden göçebe hayata geçmek zorunda kaldılar. Irak’ta bugün yaşayan Domlar en temel hizmetler olan içme suyu, elektrik, sağlık gibi yaşamsal gereklerden yoksun olarak yaşamaya çalışıyorlar. 2005 yılından bu yana, Irak'ın büyük şehirlerinin Bağdat, Al Diwaniya, Diyala, Musul ve Mothana gibi sınırlarında ayrı ayrı gruplar olarak yaşayan Dom toplukları, resmi hükümetin sistematik ırk ayrımcılığından mustaripler ve sosyal dışlanmaya uğramakta; anayasa ile güvence altına alınan haklarından mahrum edilmektedirler. Yazının devamı >>

8 Nisan Dünya Romanlar Günü’nde Ortadoğu’ya Yeniden Bakmak Kemal Vural Tarlan/ BİRİKİM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder