Bu hafıza dökümüne dayanarak, kendilerine tuttukları arkası puslu aynadaki yansımasıyla, bir kuşağın ortak biyografisini anlatmaya çalışıyorum. Ölçeği itibarıyla sıradışı bir prosopografidir, battal boy diyebiliriz; ‘sayılabilir’, sıkı bir ilişki ağı (network) içinde tanımlanabilir bir gruptan daha geniş bir topluluğu kapsıyor.
Kitabın sonunda, döneme dair hikâyesini az çok bir bütünlük içinde öğrenebildiğimiz ve birçok bölümde anlatımlarından yararlanılan insanların çok kısa, en temel biyografik verilerini gösteren bir döküm yer alıyor. Fakat anlattığım, dar anlamda bu listedeki grubun biyografisi değil. Onlar, daha geniş bir grubun, bir kuşağın numuneleri gibidir. Çalışma, aynı zamanda parçalı bir biyografi niteliğini taşıyor. Yani, bir hayatın, bir akışın tamamını değil, bir parçasının, bütünü de aydınlatmaya yarayacak bir “zaman noktasının” biyografisi niteliğindedir.
O zaman noktası, tekrarlayayım, 1974-1980 dönemidir. Bu dönemin olayları, bir bakıma 1960’larda başlayan sol yükselişin, özellikle de onun 1971’de dönüştüğü devrimci hareketin devamıdır. Fakat aynı zamanda, 12 Mart darbe rejimini sona erdiren 1973 Ekim genel seçimleri ve 1974 genel affı ile 12 Eylül 1980 darbesi arasında, kendi içinde bütün teşkil eden bir ayrı dönemdir. Siyasal seferberliğin olağanüstü kitleselleşmesi ve şiddetlenmesi bakımından, modern Türkiye tarihinin müstesna bir dönemidir.
İşte, kitabın konusu, devrimcilerin o 6 yıllık olağanüstü yoğun dönemdeki hali ve ervahıdır. Altını koyu çizmeliyim: Kitabın maksadı, tarihin, olayların, hareketlerin değil, özneler-failler-aktörler olarak bu devrimciler kuşağının ve onun ethos’unun tasviridir. Olaylar ve hareketler hakkında, arka plan kabilinden kaba fırça darbeleriyle çizilmiş krokiler bulabilirsiniz – fakat sadece o kadar. Bu bir “büyük resim” kitabı değil, minyatür kitabıdır.
Biyografiye, kimi tarihçiler, tarih anlatılarını düzeltme işlevi atfediyorlar. Özellikle “büyük resmin” görmediği veya düzlediği olguların fark edilmesinde, böylece tarihin düzeltilmesinde, biyografinin önemli bir katkısı olabilir. Elbette prosopografi için de söyleyebiliriz bunu. ‘Devrimciler’deki çoğul eki, birçok düzeyde farklı devrimcilikleri anlatıyor. Akımlara-hareketlere-örgütlere göre farklılaşan devrimcilik meşrepleri olduğu gibi, muhitlere-yerlere ve doğrudan kişiliklere bağlı farklı devrimcilik meşrepleri de vardır. Kitapta çizilmeye çalışılan biyografik portre, kesinlikle bir ideal-tipin değil, kesinlikle bir ortalamanın değil, değişik meşrepleriyle, yönelimleriyle, tarzlarıyla, olanca çoğulluğuyla devrimcilerin portresidir.
Her konuda, farklı yönelimlerin ve tereddütlerin izini sürmeye çalıştım. Okuyacağınız metin, sosyal bilimde emik denen yöntemi benimseyerek yazılmış bir metindir. Yani bir topluluğun, bir muhitin kendi dünyasını esas alarak, onun içinden, onun merceğinden bakarak yazılmış bir metin. Bu yöntem, eleştirel dikkati dışlamaz; içeriden eleştirir.
Kaynağın, anılar, nehir söyleşiler ve –az sayıda– biyografiler olduğunu söyledim. Ayrıca mülakat yapmadım ama tabii ’78’li devrimcilerle, ömür boyu, nice ‘görüşmüşlüğüm’ var – sesleri hep kulağımdaydı. Kaynak anlatıların, ‘olayın’ üzerinden en az otuz yıl hatta bazen kırk yıldan fazla zaman geçmişken kurulan anlatılar olduğunu unutmamamız gerekir. Bir uçta geçmişi güzelleme meylinden, öteki uçta 1980 sonrası süregiden “solcular” karalamasına karşı gayriihtiyarî savunmaya geçme meyline kadar, hafıza muhtelif süzgeçlerden geçerek yıkanır. Aktarırken, bu durumu ara ara bir-iki kelimeyle hatırlatma gereği duydum. Ayrıca, genellikle bir vakıadan değil, onun aktarımından söz ettiğimizi belirten bir dil kullanmayı tercih ettim; ara sıra mişli geçmiş de kullandım. Kitap, ’78’lilerin yaşam dökümü olmakla beraber ve belki ondan önce, onların hafıza dökümüdür.
Çalışmanın peşinen teslim etmem gereken bir sınırlılığı, ‘eksik temsille’ ilgilidir. Bazı hareket mensuplarının yazdığı anılar veya anlatımları, hareketlerinin cüssesine nazaran, pek azdır.
İsim vereceksek; Halkın Kurtuluşçularınınki görece azdır, Devrimci Solcularınki iyice azdır. Dolayısıyla, bu hareketlerden olanların hafızasıyla ilgili göreli bir mahrumiyetimiz var. Buna karşılık, Devrimci Yolcular ve Kurtuluşçuların aktarımlarının hacmi görece büyüktür. Dolayısıyla, kitapta onların sesini daha çok işitiyoruz.
Kadınların görece eksik temsili, zaten 1. ve 14. bölümlerde de vurguladığım yapısal bir sorundur.
‘Eksik temsil’ açısından, çalışmanın esas itibarıyla “Türk solu”nu kapsadığını belirtmeliyim. Kürt devrimci hareket(ler)i, 1970’lerin ikinci yarısında ülkenin ‘batısındaki’ hareketlerden yollarını ayırmaya başlamış ve onları –Türk-egemenliği sistemine eninde sonunda tâbi saydıkları– “Türk solu” olarak tanımlamışlardı. Kürt devrimci hareketlerinin 1974-1980 dönemindeki deneyimlerine ilişkin anılar ve anlatılar,4 müstakil bir bölüm yazmaya elvermeyecek kadar kısıtlıdır. Bunu, Kürt meselesini konu ettiğim 19. Bölüm’de de tekrarlıyorum. Kürt meselesi kitapta yer almakla beraber, Kürt sol/devrimci hareket(ler)i, öncelikle kaynak yetersizliği nedeniyle, kapsam dışıdır. Ek bir sebep olarak, müstakil bir çalışmayı hak eden ayrı bir evren oluşturduklarını da hesaba katmalıyız.
Aslına bakarsanız, bu saydıklarımdan da eksik temsil edilenler, suskunlardır. Vazgeçenler... kenara çekilenler... şu veya bu nedenle susmayı tercih edenler... söylemeye dili varmayanlar... Onların hafızası, kayıt dışıdır. Bu kitap, söz söylemeye devam edenlerin öznelliğini yansıtıyor. Kitabın geniş hacmi içindeki en geniş hacmi, alıntılar oluşturuyor. Çünkü, kuşağın insanlarının kendi sözlerinin, onların özgün söyleyiş biçimlerinin duyulmasını istedim. Fakat bu bir alıntı yığını değildir. Büyük resim yerine minyatür teşbihine başvurmuştum, yine resim sanatına nispet ederek istif terimine el atayım.
Resim tekniğindeki anlamıyla istif, malzemeyi bir düzen, denge ve ritimle kurgulamaktır. Buradaki alıntı bolluğunda da bu anlamda bir istif var. Kuşağın cümleleriyle kurgulanmış, kurulmuş bir anlatı var. Aralarda kısa yorumlar göreceksiniz – uzun yorumlar aramayın.
İstifin kendisi, anlatının kendisi, zaten yorumdur. Şu biçimsel notu da düşeyim: Çift tırnak içindeki ifadeler alıntıdır, tek tırnak içine alınanlar ise kendi vurgularımdır. Geniş bir külliyatı, tasnif –ve istif– ederek toparlamış olmanın, açık veya zımnî yorumlarımla mutabık olmasalar bile, okurların işine yarayacağını umuyorum.
Bölümleri sırayla okumak şart değil. Bölümler arası sık sık yaptığım göndermeler, sıralı bölümlemenin ötesindeki bir anlam haritasının ifadesidir. 4 Bunun altını çiziyorum: Genel kaynaklardan değil, 1974-1980 dönemine ait kişisel anılardan söz ediyorum. 14 Bölümlerdeki gri zeminli kısımlar, çerçeve yazılar veya ‘görece özerk’ parçalar olarak düşünülebilir.
Ben de bu kuşağın saçak altında yetişenlerden biriyim. Yıllarca, yıllarca bir şekilde onlardan hiza almış olanlardanım. Birçoğumuzun üzerinde öyle veya böyle emekleri var, tesirleri var. Bu kitap, bir nevi borç ödemesidir.
Tanıl Bora
Akçakoca-Ankara, Temmuz 2026

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder