Depremin saldırısını abarttığınız zaman toplumu ya bütünüyle çelik binalar yapmak gibi aşırı maliyetleri yüklenmek ya da bölgeyi terk etmek gibi ikilemlerde bırakırsınız. Felaket tellallığı akılcı ve gerçekçi önlemleri almayı değil, asıl kaderciliği besler İstanbul için kıyamet senaryoları bitmiyor. Her yer sarsıntısının ardından bir grup uzman halktaki panik havasını körüklüyor. Diğer yandan Kızılderili’nin (Prof. Dr. Şener Üşümezsoy) 17 Ağustos 1999 Depremi’nden bu yana ısrarla savunduğu “felaket senaryoları temelsizdir!” tezi son dönemde başka uzmanlar tarafından da giderek kabul görmekte ve dile getirilmekte. Ancak basında halen propagandası yapılan temelsiz görüşler doğrultusunda kanaat ve tartışmalar sürüyor. Felsefe eğitiminin temel amacı bilindiği gibi doğru soruları sormayı öğrenmektir. Felsefeci, aldığı bu zehirli eğitimin etkisiyle genellikle kitlelerin ortak inanç ve kanaatlerine saldırma refleksi gösterir. Bunu yaparken de “bilmediği konuya burnunu sokmak” ile suçlandığı çok olur. Biz de Kızılderili ile yapacağımız bu söyleşide felsefeci refleksiyle hareket edeceğiz, diğer gazetecilerin yapmadığını yapmaya çalışacağız: bir uzmanın savunduğu tezi sadece dinleyip aktarmakla yetinmeyeceğiz, argümanlarını da sorgulayarak onun tezini nasıl savunduğunu anlamaya ve anlaşılır şekilde aktarmaya çalışacağız. Bu yazı ayrıca bir tezin argümanlarını anlamak ve aktarmaktan daha da fazlasını yapmaya çalışacak: çok katmanlı diyalektik bilimsel düşüncenin eski paradigmayı yıkarken yeni ve ‘devrimci’ bir teoriyi kurmasını aşamalarıyla göstermeye çalışacağız.