Translate

20 Ağustos 2026 Perşembe

İktidara gelmemek avantaj olabilir mi?

Hepimizin aklında çok temel bir varsayım var: “Siyasi partiler iktidarı hedefler.” Bu varsayım kağıt üzerinde mantıklı; o kadar zahmet “ikinci parti” olmak için çekiliyor olamaz. Sağduyumuz da bize bunun saçma olduğunu söyler: Bir siyasi parti gücü neden reddetsin ki? Ama böyle bir tavrın çok haklı gerekçeleri olabilir!

Sağduyu bilimin en sinsi düşmanıdır ve karmaşık sistemleri anlamak konusunda bizi sıklıkla yarı yolda bırakır. Gerçekten de günlük siyasetin sığ tartışmalarından bir adım geri atıp olaya bilim merceğinden baktığımızda, karşımıza son derece irkiltici ama ufuk açıcı bir gerçek çıkıyor: Çok partili sistemlerde uzun dönem “ana muhalefet partisi” olarak kalmak, iktidar olmaktan daha kârlı, daha risksiz ve evrimsel açıdan uyum başarısı daha yüksek (“fit”) bir “hayatta kalma stratejisi” olabilir!

Önce iki kritik noktayı netleştireyim: İlk olarak, bunu derken siyasi partilerin veya liderlerinin canlılar gibi evrimleştiğini söylemiyorum. Buradaki argüman, insan toplumu içerisindeki etkileşimlerin en temelde evrimsel biyoloji, psikoloji ve oyun teorisi gibi bilimsel teorilerle izah edilebileceği argümanı. İkincisi, kastettiğim bir “komplo teorisi” de değil. Mesele, tıpkı biyolojik evrimde gördüğümüz gibi içinde bulunulan çevresel şartların (yasal çerçevenin, seçmen davranışlarının) hangi stratejiyi ödüllendirecek biçimde tasarlandığıyla ilgili olabilir.

Öyleyse gelin, bu “daimi muhalefet” stratejisinin ardındaki mekanizmaları adım adım inceleyelim.

Hayattaki hemen her şeye temel doğa yasaları çerçevesinden bakmak mümkün. Örneğin evrenin en dik kafalı kuralını düşünün: Termodinamiğin İkinci Yasası olarak da bilinen entropinin artışı yasası. Canlı bir organizma veya devlet gibi dışarıyla madde ve enerji alışverişi yapan “açık sistemler”, bu kaçınılmaz entropi artışına karşı koyabilmek (yani hayatta kalabilmek) için durmaksızın enerji harcamak zorundalar. Bunu yapmadıkları anda düzensizliğe, kaosa ve ölüme boyun eğerler.

İktidarda olmanın metabolik yükü

Düşünecek olursanız koca bir ülkeyi yönetmek, yani iktidar olmak, özünde devasa bir mekanizmayı entropiye karşı ayakta tutmaya çalışmakla çok benzer: Ekonomi, dış politika, altyapı, adalet sistemi... Tüm bu kompleks sistemler, eğer ki durmaksızın enerji harcanarak bakımları yapılmazsa dağılmaya ve kaosa sürüklenmeye meyillidir. İşte iktidar partisi, sırf var olan sistemi ayakta tutabilmek ve kendisine yöneltilen tehditleri savuşturabilmek için akılalmaz miktarda enerji (bütçe planlaması, bürokratik mesai, siyasi sermaye) harcamak zorundadır. Siyaset biliminde “İktidarın Bedeli” adı verilen bu “metabolik yük” öylesine ağırdır ki, en ufak bir hata entropinin faturasını doğrudan iktidarın önüne koyabilir.

İşte bu perspektiften bakıldığında muhalefette kalmak, devasa bir “enerji tasarrufu”na karşılık geliyor. Ana görevini sistemin yarattığı hataları işaret etmeye indirgeyerek siyaseten hayatta kalmayı sürdürebilir. Herhangi bir şeyi fiilen tamir etmeden, sadece bozulan şeyleri yüksek sesle dile getirerek varlığını sürdürür. Yönetmenin getirdiği ağır yükten tamamen muaftır; ama sistemin sağladığı kamusal güvencelerin hepsine sahiptir.

Bu enerji tasarrufunun canlılardaki karşılığını görmek için evrimsel biyolojiye bakmamız yeterli. Ekosistemde aslanlar veya kurtlar gibi “tepe yırtıcıları” gözümüze çarpar. Birçoğumuz evrimin nihai hedefinin zirvedeki bu yırtıcıları yaratmak olduğuna inanırız. Halbuki bir tepe yırtıcı olmak riskli bir pozisyondur. Sürekli avlanmak ve bölgenizi savunmak zorundasınızdır; bu inanılmaz miktarda kalori gerektirir. Ekosistemde en ufak bir sarsıntı yaşandığında, açlıktan ölen ilk canlılar hemen her zaman o görkemli tepe yırtıcılar olur.

Öte yandan, biyolojide “Alternatif Üreme Taktikleri” (ART) dediğimiz büyüleyici bir alan var. Örneğin mavi solungaçlı güneş balığı türünde, “baskın erkekler” cüsseli ve saldırgandır. Yuva kurmak ve o yuvayı ölümüne savunmak zorundadırlar. Avlanarak elde ettiği enerjinin çoğunu sınırları korumaya harcar ve bu aşırı efor nedeniyle ömrü çok kısa olur.

Fakat bir de biyologların “sinsi erkekler” veya “uydu erkekler” adını verdiği ikinci bir grup vardır: Bu erkekler ufak tefektir, asla kavga etmezler ve bölgeyi savunmak için enerji harcamazlar. Baskın erkeğin yuvasının çeperinde, güvenli bir mesafede pusuya yatarlar. Baskın erkek bütün o ağır işçiliği yapıp kaynakları sağladığında, uydu erkekler bir anda aradan sıyrılıp kendi spermlerini bırakır ve oradan anında sıvışırlar. Uydu erkek sıfır fiziksel risk alarak hayatta kalmıştır! Read more >

Çağrı Mert Bakırcı / Oksijen

13 Ağustos 2026 Perşembe

Zenginlerin ırkçılık şovu: 2026 Dünya Kupası

Dünya Kupası henüz başlamadan katılan ülkelerden Haiti’nin formasına Fransız sömürgeciliğinden kurtulmalarının simgesi olan Haiti Devrimi’nden bir imge koyması FIFA yönetimi tarafından “savaş sahnesi” yansıttığı gerekçesiyle yasaklandı. 2026 Dünya Kupası yine medyada muazzam kutlamalarla başladı. Dünyanın dört bir yanındaki insanlara heyecan ve neşe getiren bu devasa organizasyon sayesinde küresel halkları kendi ülkeleri etrafında “sportmence” kenetleyecek zenginle yoksulun, ezilenle ezenin, güneyle kuzeyin, doğuyla batının kalbi aynı anda atıyor. Bu söylem egemenler açısından tam bir sportswashinge (sporla aklama) işaret ediyor. Dünya Kupası bir spor organizasyonu olmanın çok ötesinde devasa bir sömürü ve ırkçılık düzeni üzerinden yükselen, yoksulların yerinden edilmesine yol açan bir şovdan ibaret.

Yoksulların emeği üzerinden yükselen kârlılık
Dünya Kupası etkinliği her zaman işçilerin emeğinin mutlak bir şekilde sömürülmesi üzerinden yapılageldi. Etkinlik milyonları etkisi altına almaya başladıkça da sömürü katlanarak arttı. FIFA’nın sadece 2026 Dünya Kupası’ndan elde etmeyi beklediği gelir 11 milyar dolar. Dünya Kupası’na katılan takım sayısının 48’e, maç sayısının 104’e çıkarılmasıysa daha fazla “çevre” ülkeyi içermeye dönük bir adım değil, tamamen kârları artırmakla ilgili.

Sıradan bir futbol izleyicisinin bir Dünya Kupası maçını canlı olarak stadyumda izlemesi hayal bile edilemeyecek bir şey. Ancak maçlara bilet alabilenler arasında da bir uçurum söz konusu. Es kaza maç için konaklama ve bilet ücretini karşılamanın bir yolunu bulabilmiş biri için ise Dünya Kupası deneyimi elbette krem tabaka ile aynı değil. İzleyiciler için her kategoride devasa sınıfsal duvarlar örülmüş vaziyette. Ultra zenginler için VIP localar, özel restoran hizmetleri, lüks şampanya ikramları, jet-set transfer gibi pek çok hizmet sunuluyor. Stadyumlarda gelir gruplarına göre “maç izleme” deneyimi özelleştirilirken sınıfsal farklar üzerinden “dinamik fiyatlandırma” sistemi kuran FIFA, her adımda kârına kâr katıyor. Read more>

Marksist Org

Yukarı